Ehl-i Sünnet sizin kardeşinizden de öteye canınız, özünüzdür.
Ayetullah Sistani

Ana Sayfa

Hakkımızda

Foto Galeri

Multimedia

İletişim

Ziyaretçi Defteri

Kategoriler

KATEGORİLER

ÜYELİK

Kull. Adı

:

Şifre

:

Yeni Üye Kaydı 
Şifremi Unuttum

BİR AYET

BİR HADİS

FOTO GALERİ

ÇOK OKUNANLAR

 
 
 
 
Kurân'ın Tarih ve Hayat Hikayelerini Sunma Yöntemi
 
 
Kur'ân-ı Kerim, hidayet peygamberlerinin hayatına büyük önem verir, onların hayat hikâyelerini sunarken özgün bir yöntem kullanır. Allah'ın salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun.

27/05/2009

Yüce Allah Kur'ân-ı Kerim'de Ehlibeyt Hakkında Şöyle Buyurmuştur:
"Allah sadece siz Ehl-i Beyt'ten tüm kötülükleri gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister."
(Ahzâb / 33)
Resulullah (s.a.a) Ehlibeyt hakkında şöyle buyurmuştur:
"Ben sizin aranızda iki değerli emanet bırakıyorum: Allah'ın Kitab'ı ve Ehlibeyt'im. Bu ikisine sarıldığınız sürece benden sonra asla sapmazsınız."
(Sahih ve Müsned Kitapları)
Önsöz
Rahman ve Rahim Allah'ın Adıyla
Hamd, her şeyi yaratan ve ona yol gösteren Allah'a mahsustur. Salât ve selâm Allah'ın kulları için rehber olarak seçtiği önderler, özellikle peygamberlerin sonuncusu, elçilerin ve Allah'ın dostlarının efendisi Ebu'l-Kasım Muhammed Mustafa (s.a.a) ile onun mübarek ve tertemiz Ehlibeyti'nin üzerine olsun.
Yüce Allah insanı yarattı ve onu akıl ve irade unsurları ile donattı. İnsan aklı ile gerçeği görüp ortaya çıkarır ve onu batıldan ayırt eder. İrade ile de yararına gördüğü, amaçlarını ve hedeflerini gerçekleştireceğini düşündüğü şeyi seçer.
Yüce Allah, bu ayırt edici aklı kulları için hüccet kıldı. Bu akıllara hidayet pınarından feyiz sunarak onları destekledi. Çünkü insana bilmediklerini öğreten, onu lâyığı olduğu kemal yoluna yönlendiren, ona uğruna yaratıldığı ve gerçekleştirilmesi için dünyaya getirildiği amacı bildiren O'dur.
Kur'ân-ı Kerim bize ilâhî hidayetin kriterlerini, ufuklarını, gereklerini ve yollarını açık nasları ile belirtti. Ayrıca bir yandan bu hidayetin gerekçelerini ve sebeplerini açıklarken, öbür yandan onun meyvelerini ve sonuçlarını gözler önüne serdi.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"De ki, asıl hidayet Allah'ın hidayetidir."[1]
"Allah dilediği kimseleri doğru yola iletir."[2]
"Allah gerçeği söyler ve O doğru yola iletir."[3]
"Kim Allah'a sarılırsa, o kesinlikle doğru yola iletilmiştir."[4]
"De ki, Allah hakka iletir. Hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa başkasının kılavuzluğundan yararlanmadıkça kendisi doğru yolu bulamayan mı?"[5]
"Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilen mesajın gerçek olduğunu, üstün iradeli ve hamde lâyık Allah'ın yoluna ilettiğini görürler."[6]
"Allah'tan kaynaklanan bir yol gösterme olmaksızın keyfî arzusuna uyandan daha sapık kim olabilir?"[7]
Buna göre hidayetin kaynağı yüce Allah'tır ve gerçek hidayet O'nun hidayetidir. İnsanı elinden tutup doğru yola ve sağlam gerçeğe ileten O'dur.
Bunlar ilmin desteklediği, bilginlerin idrak edip bütün varlıkları ile boyun eğdikleri gerçeklerdir.
Yüce Allah, insan fıtratını kemale ve cemale eğilimli bir yapıda yarattı. Sonra onu lâyığı olduğu kemale yönlendirmekle ödüllendirdi ve ona kemale erdirecek yolu tanıma nimetini bağışladı. Bu yüzden yüce Allah; "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım."[8] buyuruyor. Nasıl ibadet edileceği bilinmeden bu görev gerçekleştirilemeyeceği için bilmek ile ibadet etmek kemal zirvesine erdirecek tek yol ve yegâne amaç olmuştur.
Öte yandan insanın kemale doğru hareketinde itici enerji olması için onu öfke ve hırs içgüdüleri ile donattığından dolayı, öfkenin ve hırsın ve bunlardan kaynaklanan ve bunların gerekleri olan arzu ve duyguların egemenliğinden kurtulmasından emin olunamaz. Bundan dolayı insan aklının ve diğer bilgi edinme yöntemlerinin yanı sıra sağlıklı algılamayı ve görmeyi garanti edecek araçlara da muhtaçtır. Bu araçlar sayesinde yüce Allah'ın ona yönelik hücceti tamamlanmış, hidayet nimeti kemale ermiş ve böylece serbest iradesiyle iyilik ya da kötülük yolunu seçmesini mümkün kılacak bütün sebeplere sahip olmuş olur.
Bundan dolayı ilâhî hidayet yasası, insan aklını desteklemeyi gerekli gördü. Bu destek ilâhî vahiy ve kulları doğru yola yöneltme sorumluluğunu üstlenmek üzere Allah tarafından seçilen hidayet önderleri aracılığı ile gerçekleşti. Bu desteklemenin izlediği yol, gerekli bilgileri ayrıntılı şekilde sunmak ve hayatın her alanında gerekli olan yönlendirmeleri yapmaktır.
Tarihin başlangıcından itibaren bütün çağlar ve yüzyıllar boyunca peygamberler ile onların vasileri ilâhî hidayet meşalesini elden ele taşımışlardır. Yüce Allah kullarını hiçbir yerde, hiçbir zaman hidayete iletici hüccetsiz, doğru yolu gösterici mürşitsiz ve aydınlatıcı ışıksız bırakmamıştır. Aklın delillerini destekler nitelikteki vahiy nasları açıkça belirtiyor ki, yeryüzü yüce Allah'ın kullara hitap edecek hüccetinden yana boş kalmaz. Çünkü böyle bir boşluk insanlar tarafından yüce Allah'a karşı bahane ve gerekçe olarak kullanılabilir. Buna göre hüccet kullardan önce, kullarla beraber ve kullardan sonra hep vardır. Öyle ki, eğer yeryüzünde sadece iki kişi kalsa, onlardan biri hüccet olur. Kur'ân-ı Kerim bu ilkeyi şüpheye yer bırakmayacak şekilde şöyle vurguluyor: "Sen sadece bir uyarıcısın ve her kavmin bir yol göstericisi vardır."[9]
Yüce Allah'ın nebileri, resulleri ve onların yol gösterici vasileri doğru yola yöneltme görevini bütün aşamaları ile üstlenirler. Bu aşamalar şu maddelerde özetlenebilir:
1- Vahyi tam bir şekilde almak ve ilâhî elçiliği en ince ayrıntısına kadar kapsamak. Bu aşama elçiliği üstlenmek için tam bir hazırlanmışlığı gerektirir. Bundan dolayı elçilerle ilgili seçim, tamamı ile Allah'a ait bir iştir. Kur'ân-ı Kerim'de bu gerçek şöyle ifade ediliyor: "Allah elçilik görevini kime vereceğini daha iyi bilir."[10], "Allah elçilerinden dilediğini seçer."[11]
2- İlâhî elçiliği insanlığa ve elçiliğin hitap ettiği kitleye ulaştırmak. Bu ulaştırma görevi, ulaştırma görevini, ulaştırmanın amaçlarını ve gereklerini bütün ayrıntıları ile kapsamada somutlaşan tam bir yeterliliğin yanı sıra yanlış yapmaktan ve sapmalardan korunmuş olmaya dayanır. Yüce Allah bu ilkeyi şöyle ifade ediyor: "İnsanlar tek bir ümmet idi. Allah peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi. Onlarla beraber anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermek üzere gerçeği içeren kitabı gönderdi."[12]
3- İlâhî risalete inanan bir ümmet oluşturmak ve bu ümmeti hidayete erdirici önderliği destekleyip güçlendirmeye hazırlamak. Bu hazırlığın amacı ilâhî risaletin amaçlarını gerçekleştirmek ve onun yasalarını hayata uygulamaktır. Kur'ân-ı Kerim'in ayetleri bu görevi açık bir dille vurgularken tezkiye (arındırma) ve talim (öğretim) terimlerini kullanarak şöyle diyor: "Onları arındırıp yücelten, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi."[13] Tezkiye, insana lâyık kemal doğrultusundaki eğitimdir. Bu eğitim, kemalin bütün unsurları ile donanmış, elverişli bir örneğin varlığını gerektirir. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "Allah'ın Elçisi'nde sizin için güzel bir örnek vardır."[14]
4- İlâhî risaleti, onun için belirlenen süre boyunca bozulmadan, değişmeye ve kayba uğratmadan korumak. Bu görev de ilmî ve ruhsal yeterliliği gerektirir ki, buna "ismet" (yanılgıdan ve hatadan korunmuşluk) denir.
5- Manevî misyonun amaçlarını gerçekleştirmek, fertlerin vicdanlarında ve toplumların kurumlarında ahlâkî değerleri kökleştirmek için çalışmak. Bu da ancak ilâhî kriterleri yürürlüğe koymakla, ilâhî risaletin kriterleri uyarınca ümmetin işlerini yönetmeyi üstlenen siyasî bir yapı kurarak hanif dinin yasalarını topluma uygulamakla mümkündür. Bu yürütme görevi bilge bir yönetim kadrosu, üstün bir cesaret, büyük bir kararlılık, fertlerin psikolojileri ile toplumsal uygulamalarla, fikrî, siyasî ve sosyal akımlarla, yönetim, eğitim ve hayat tecrübeleri ile ilgili tam bir bilgiyi gerektirir. Bunların hepsini evrensel bir dinî devleti yönetmeyi sağlayacak ilmî yeterlilikle özetleyebiliriz. Bu ilmî yeterliliğe dinî yönetimi her türlü sapmadan ve yanlış uygulamadan koruyacak ruhsal yeterlilikte ifadesini bulan "ismet" (yanılmadan ve hatadan korunmuşluk) sıfatını da eklemek gerekir. Çünkü bu yönden bir yetersizlik hâlinde baş gösterebilecek olan sapmalar ve yanlışlıklar yönetimin uygulamaları ve ümmetin bu uygulamalara uyması ilâhî risaletin amaçları ile çelişen olumsuz etkiler meydana getirebilir.
Tarih boyunca gelen peygamberler ile arkalarından gelen seçkin önderler özveriyi gerektiren hidayet yolunu izlediler, meşakkatli eğitim yolunda yürüdüler, ilâhî elçilik görevini yerine getirme yolunda her türlü zorluğa katlandılar, ilâhî elçilik hedeflerinin gerçekleşmesi yolunda kendini ilkelerine ve inançlarına adamış bir insanın feda edebileceği her şeylerini feda ettiler. Bir an bile geri çekilmediler, göz açıp kapatacak bir süre kadar bile yerlerinde saymadılar.
Yüce Allah onların yüzyıllar boyu süren kesintisiz gayretlerini ve cihatlarını peygamberlerin sonuncusu olan Abdullah oğlu Muhammed'in (s.a.a) peygamberliği ile taçlandırdı, büyük emaneti ve bütün aşamaları ile hidayet sorumluluğunu ona yükledi, ondan bu emanetin hedeflerini gerçekleştirmesini istedi. Bu en büyük peygamber bu sarp ve dikenli yolda müthiş adımlar attı, köklü değişimlere yol açan davetler ve inkılâpçı hareketler alanında son derece kısa sürede mümkün olan en büyük başarıyı gerçekleştirdi. Yirmi yıl kadar süren geceli gündüzlü çabalarının ve cihadının başlıca kazanımları şu maddelerde özetlenebilir:
1- İnsanlığa süreklilik ve kalıcılık unsurlarını içeren eksiksiz bir ilâhî mesaj sunmak.
2- Bu mesajı yozlaşmadan ve sapmadan koruyan unsurlarla donatmak.
3- İlke olarak İslâm'a, önder olarak Peygamberimize ve hayat yasası olarak şeriata inanan bir ümmet oluşturmak.
4- İslâm sancağını taşıyan ve ilâhî şeriatı uygulayan bir siyasî yapı, bir İslâm devleti kurmak.
5- Peygamberimizin önderliğinde örneğini bulan hikmetli ilâhî önderliğin aydınlık saçan yüzünü sunmak.
Bu ilâhî risalet ve görevin hedeflerini eksiksiz bir şekilde gerçekleştirmek için şunlar zarurîdir:
a) Bu ilâhî risaletin uygulamasını ve onu yozlaştırıp yıkmak için sürekli fırsat kollayan komplolardan korumayı garanti edecek yeterlilikte bir önderliğin devamlı şekilde var olması.
b) İlmî ve psikolojik bakımdan yeterli eğitimci eli ile verilecek sağlıklı bir eğitimin nesiller boyunca sürmesi, bu yeterli eğitimcinin ahlâkta ve davranışta Peygamberimiz gibi örnek olması, ilâhî risaleti bütün yönleri ile kapsayıp bütün davranışlarında ve tutumlarında somutlaştırması.
Bundan dolayı Peygamberimiz (s.a.a) ilâhî bir plân gereğince Ehlibeyti'ne mensup bazı seçkinleri hazırlamakla ve bu seçkinlerin isimlerini ve fonksiyonlarını açıkça belirtmekle yükümlü kılındı. Bu seçkin önderler, Peygamberimizin (s.a.a) başlattığı büyük hareketin ve kıyamete kadar hüküm sürecek olan ilâhî hidayetin dizginlerini yüce Allah'ın emri ile teslim alacaklar, yüce Allah'ın ebedîlik bahşettiği ilâhî risaleti cahillerin bozmalarından ve hainlerin tuzaklarından koruyacaklar, yüzyıllar boyunca ve dünya durdukça kriterlerini açıklamayı, sırlarını ve hazinelerini gözler önüne sermeyi üstlendikleri mübarek şeriatın değerleri ve kavramları uyarınca nesilleri eğiteceklerdi.
Bu ilâhî plân, Resulullah'ın (s.a.a) sözlerinde şöyle somutlaşıyor: "Ben size iki değerli emanet bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız takdirde kesinlikle sapıtmazsınız. Bunlar Allah'ın kitabı ile benim Ehlibeyt'imdir. Bunlar Havuz'da yanıma gelinceye kadar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır."
Ehlibeyt İmamları (hepsine Allah'ın selâmı olsun) Peygamberimizin (s.a.a) Allah'ın emri ile kendinden sonra ümmetin önderliğini üstlenmek üzere tanıttığı en hayırlı kimselerdir.
On iki Ehlibeyt imamının hayat çizgisi, Peygamber (s.a.a) döneminden sonraki İslâm'ın gerçek çizgisini yansıtır. Onların hayatlarını kapsamlı biçimde incelemek, köklü İslâm hareketinin kapsamlı bir portresini gözlerimiz önüne sürer. O İslâm hareketi ki, Peygamberimizin (s.a.a) vefatının arkasından ateşli enerjisi zayıflamaya yüz tuttuktan sonra ümmetin derinliklerinde içten içe yol almaya başladı. Bu süreçte Masum İmamlar (s.a) ümmeti bilinçlendirmeye, ümmetin enerjisini Peygamberimizin (s.a.a) kutsal devrimini kavrama doğrultusunda harekete geçirmeye çalıştılar. Fakat yönetimin ve ümmetin tutumlarına egemen olan evrensel yasaların müsaade ettiği ölçüde ilerleyebildiler.
Bu râşid İmamların hayatlarında dikkat çeken ortak özellikler şunlar oldu: Peygamberimizin (s.a.a) açtığı çığırı ısrarla izlediler. Ümmet, teveccühünü onlara yönelterek onlarla kaynaştı, onları Hidayet Önderleri ve müminlerin yolunu aydınlatan yıldızlar olarak benimsedi. Onlar Allah'a ve O'nun rızasına ulaştıran kılavuzlar, Allah'ın emrinin kararlı uygulayıcıları, Allah sevgisinde kemale erdirenler, Allah özleminin ateşinde eriyenler, imrenilen insanî kemalin zirvelerine yönelik tırmanışta birbirleri ile yarışanlardır.
Onların hayatı cihadın, sabırla Allah'a itaat etmenin, zalimlerden gelen cefanın çeşitli örnekleri ile doludur. Öyle ki, yüce Allah'ın hükümlerini yürürlüğe koyma uğrundaki kararlı direnişin en üstün örnekleri oldular. Bu direnişin arkasından onurlu şehitliği, onursuz hayata tercih ederek yüce bir mücadelenin ve büyük bir cihadın arkasından Allah'a kavuşma başarısını elde ettiler.
Tarihçiler ve yazarlar, bu İmamların hayatlarını her açıdan ele alıp tam anlamı ile incelediklerini iddia edemezler. Bundan dolayı bizim bu girişimimiz onların hayatlarından bazı kesitler, kişilikleri, davranışları ve tutumları hakkında tarihçilerin kaydettikleri ve araştırma kaynaklarında bulabildiğimiz bazı alıntıları sunmaktan ibarettir. Yüce Allah'ın bu çalışmamızı faydalı kılmasını umarız. Hiç şüphesiz başarının sahibi O'dur.
Ehlibeyt hareketi hakkındaki bu incelememiz, İslâm Peygamberi ve elçilerin sonuncusu Abdullah oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a) ile başlayıp, vasilerin sonuncusu ve beklenen Mehdi Muhammed b. Hasan Askerî ile son buluyor. Yüce Allah onun ortaya çıkışını çabuklaştırsın ve yeryüzünü adaleti ile aydınlatsın.
Bu kitap, Peygamberimiz Abdullah oğlu Muhammed Mustafa'nın (s.a.a) hayatını incelemeye ayrıldı. O Peygamber ki, ferdî ve sosyal hayatının bütün alanlarında ve son derece çetin sosyal ve siyasî ortamlarda İslam'ı bütün yönleriyle somutlaştırdı. Düşünce ve inanç plânında, ahlâk ve davranış ufkunda İslâm'ın örnek değerlerinin temellerini attı. Çağlar boyunca bütün insanlığa iman, temizlik ve değerlilik ışınları saçan bir yıldız oldu.
Bu kutsal projenin gerçekleştirilip gün ışığına çıkarılması için yoğun gayretleri ile katkıda bulunan bütün kardeşlerimize, özellikle Seyyid Munzir Hakim'in (Allah onu belâlardan korusun) denetiminde çalışan yazarlar kurulunun üyelerine şükranlarımızı sunmalıyız.
Son sözümüz, bizi bu kutsal projeyi gerçekleştirmeye muvaffak eden yüce Allah'a dua ve şükürlerimizi sunmak olacaktır. O, kâfidir ve ne güzel yardımcıdır.
 
GİRİŞ
KUR'ÂN'IN TARİH VE HAYAT HİKÂYELERİNİ SUNMA YÖNTEMİ
Kur'ân-ı Kerim, hidayet peygamberlerinin hayatına büyük önem verir, onların hayat hikâyelerini sunarken özgün bir yöntem kullanır. Allah'ın salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun.
Kur'ân'ın söz konusu yöntemi, bu hidayet önderlerinin hayat hikâyelerinin nasıl sunulacağı konusunda bir dizi ilmî esaslara ve kriterlere dayanır.
Kur'ân bu konuda ilk olarak hidayet unsurundan yola çıkar. Bu unsur, insanı kendisine lâyık kemale doğru harekete yönlendirir. Böylece insan, fertlerin ve milletlerin hayatlarında önemli dönüm noktası oluşturan ve tekâmülü yönünde hareket etmesine yarayacak bilgilerin ve öğretilerin kapılarını açma yolunda bir anahtar konumunda olan bir dizi tarihî olaylar için pratik ve somut amaçlar seçer.
Kur'ân-ı Kerim, bu yüce hedeflere ulaştırmak için çeşitli araçları devreye sokar. O, akla ve akıl sahiplerine hitap ederek bu yolla insan düşüncesinin önüne yeni ufuklar açar. Meselâ şöyle buyuruyor:
"Bu hikâyeyi anlat. Ola ki, düşünürler."[15]
"Onların kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır."[16]
Bu iki ayetten elde edilen sonuca göre, tarihî olaylar ve hayat hikâyeleri üzerinde "düşünmek" ve "ibret almak" (milletlerin tarihleri ve hidayet önderlerinin hayat hikâyeleri üzerinde düşünüp bunlardan dersler çıkarmak), Kur'ân'ın tarih alanındaki yönteminin iki temel hedefini oluştururlar.
Kur'ân'ın bu alandaki hedefleri sadece bu iki hedefle sınırlı değildir. Bunlar dışında ilâhî risaletle ilgili başka hedefler de gözetilir. Söz konusu hedeflerle ilgili olarak şöyle buyruluyor:
"(Bu Kur'ân) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri onaylayan, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir hidayet ve bir rahmettir."[17]
"Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı vardır."[18]
Görüldüğü gibi bu iki ayetin her biri peygamberlerle ilgili haberleri verme ve onlar hakkındaki hikâyeleri anlatma konusunda ilâhî risaletle bağlantılı dört amaç içeriyor.
Kur'ân kendine özgü tarih yönteminde şu temel esaslara dayanır:
1- Gerçek
2- Bilgi
3- Olaylarla çağdaşlık (Birliktelik)
4- Olayları kapsamak
Dolayısıyla Kur'ân, anlattığı ve tasvir ettiği eski veya Kur'ân'la çağdaş olgu ve tarihî olaylarda hurafelere ve hayallere değil de gerçeğe ve ilme dayandığına göre şüpheye ve uydurma olma ihtimaline yer bırakmaz. Şu iki ayette bu iki temel esasa vurgu yapılıyor:
"İşte (İsa hakkında) gerçek kıssa budur."[19]
"Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan uzak değiliz."[20]
Bu ayetlerin ikincisinde Kur'ân'ın anlattığı olaylarla çağdaşlık yani olayları yakından izleme unsurunun gözetildiği de vurgulanıyor.
Bütün bunlardan sonra Kur'ân-ı Kerim, tarihi olayları incelerken kimi zaman istidlâle (çıkarsama, bir önermeden yeni bir önerme çıkarma) ve kimi zaman istikraya (genelleme, birtakım özellikleri varlığın tümüne yayma) dayanmasının yanında analizlerinde ve sonuç çıkarmalarında de kendine özgü bir ilmî yöntem kullanır.
Kur'ân peygamberlerin hayatını genel olarak sunduğu zaman onları aynı safta, aynı kulvarda, aynı çizgide gösteren ana hatları dile getirir. Bu çizgi, "Allah katında gerçek din İslâm'dır."[21] Ayetinde açıklanan ki vurguya paralel olarak genel İslâm çizgisidir.
Bunun arkasından Kur'ân, ululazm peygamberlerin her birinin hayatının derinliklerine dalar. Maksat, okuyucunun veya dinleyicinin bu peygamberlerin hayatlarındaki ayrıntıların ve köşe-bucakların en önemlilerini algılamasını sağlamak, dünya durdukça varlığını sürdürecek olan ilâhî risalet çizgisi ile ilgili eski ve yeni olaylarla, anlatılan olay arasında bağlantı kurmasını sağlamaktır.
Tarihî incelemenin tabiatından kaynaklanan şöyle bir problemi var: Tarihte vuku bulan gerçekler çeşitli tahriflere uğrayabileceği gibi Ona tahrif eli uzanır, bazen de belirsizliğin ve gizliliğin örtüsü altında kalır. Kimi zaman da üzerini koyu bulutlar örter. Fakat bir süre sonra yavaş yavaş gerçek ortaya çıkmaya başlar. Bu ortaya çıkış zamanla öyle bir noktaya varır ki, artık insan toplulukları o gerçeği görmezlik edemezler, ondaki gerçekleri yok sayamazlar.
Nitekim yukarda aktardığımız Yûsuf Suresi'nin 111. ayeti, tarihî olaylarda uydurmacılığa ve onlarla oynamaya başvurulabileceğine veya onların abartılabileceklerine, bilgiye dayanmayan incelemeye konu olabileceklerine, günün birinde mutlaka ortaya çıkacak olan gerçeğin yüzüne perde çekilebileceğine işaret ediyor.
Bundan dolayı Kur'ân ekolünün, gerçeği araştıranları bu gerçeği tam olarak ortaya çıkarmaya muktedir kılacak pratik ve somut bir vesileyle donatması silâhla silâhlandırmayı üstlenmesi gerekiyor.
(Bu amaçla da) Kur'ân-ı Kerim, insan düşüncesinin hiçbir durumda göz ardı edemeyeceği sabitler, değişmezler nazariyesini gündeme getirmişti ve bu değişmezlere "Muhkemât" ve "Ümmü'l-Kitap" (Kitabın Anası) adlarını vermiştir. Bunlar insan düşüncesi için değişmez ve kalıcı apaçık gerçeklerdir;. Bunlar hiçbir durumda kuşkuyu, tereddüdü, şüpheyi kabul etmezler.
Bu değişmezler, sürekli olarak madde âleminin kapsamadıklarını kapsayan insan düşüncesinin ana hatlarını ve temel kriterlerini oluştururlar; böylece insan düşüncesi belirsizler ve muğlâk konular ve insanlar arasında tartışma konusu olan meseleler karşısında asla çıkmazda kalmazeli bağlı durmaz.
Kur'ân-ı Kerim, belirsizler ve tartışmalı muğlâk meseleler karşısında takınılacak tutumla ilgili olarak bilinçli okuyucuyu iki tutum ve iki üslûba doğru yöneltiyor. Ardından da insanın düşüncesine ulaşan her haber hakkında tutum belirlenirken başvurulacak genel bir kural veya kriter oluşturacak açık bir sonuca varmak için bu iki üslûbu mahkemeye, incelemeye tâbi tutuyor.
Düşünce alanına giren haberlere karşı takınılan her tutum belirgin psikolojik köklere dayanır. Ki bu psikolojik kökler, takınılan tutum üzerine gölgesini düşürerek nasıl bir tavır sergilemesini belirler; insana iletilen ve insan düşüncesinden uygun bir tepki göstermesi istenilen her söz karşısındaki tutumunun üslûbuna, tavrına yansır.
Yüce Allah Kur'ân'ın, güvenilir Peygamberi'ne (s.a.a) indirilen doğruyu eğriden ayırt edici bir kitap olduğunu belirttikten sonra şöyle buyuruyor:
"Sana kitabı indiren O'dur. Ondan bir kısım ayetler muhkemdir ki onlar kitabın anasıdır. Diğerleri ise müteşabihtir. Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve yorumunu yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini Allah'tan ve ilimde derinleşenlerden başkası bilmez. Onlar (ilimde derinleşenler)İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık, tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz sen, en çok bağış yapansın."[22]
İnsanın ruhi yönden nefsinin/psikolojisinin eğrilikten uzak olması, insan ile fitnenin ardına düşmesini önler arasına girer. Böylece bu sağlıklı ruh hâli gerçeği arayan insanın birden çok anlamlı (müteşabih) ayetlere uymak bahanesiyle çeşitli in tevillere başvurmasına engel olur. Ardına düşmekten alıkoyar. Bunun yerine onları Allah'a havale eder.
Çünkü akıl insanın ile herhangi bir ilim dışı veya sağlam delile, değişmez gerçeklere dayanmayan yorumu kabul etmesini önler arasında engel olarak durur. Daha doğrusu akıl insanı kesin anlamlı (muhkem) ayetlere sarılmaya, kitabın anasına (ümmü'l-kitap) bağlanmaya yönlendirir. Çünkü Kur'ân'ın özünü oluşturan bu muhkem ayetler asla dışına çıkılmayacak genel çerçeveyi ve değişmez çizgileri oluştururlar. Böyle olunca da artık diğer ayetleri doğal olarak bu değişmez gerçeklerin ve göz ardı edilmesi mümkün olmayan kriterlerin ışığı altında değerlendirmemiz gerektireceğiz.
İşte bu noktada, insan, daha işin başında kesin veya açık anlamlı olmayan ayetler üzerinde zihin yorma konusunda vicdanın ufukları düşünceye başvurması gerektiğini anlayanların ufuklarına açılır. Böylece Rabbine inanan iman ve akıllı sahibi olan kişi eğriliğe sapmamayı, karşısına çıkan müteşabih ayetleri yorumlama ve analiz etmekte acele etmemeyi garanti etmiş olur. Dahası, bu ayetler karşısında aklı başında ve bilgece bir tutum takınır. Şöyle ki, eğer bu ayetlerin içerdiği gerçeği ortaya çıkarmayı başaramazsa onu inkâr etmez veya yadırgamaz. Bunun yerine işi kaynağına, bu ayetleri indirmiş olan Rabbine havale ederek O'ndan ondan muradının ne olduğunu anlamasını kendisine nasip etmesini diler, O'ndan hidayetinin sürekliliğini ve rahmetinin sürekliliğini inmesini ister.
Naslarla ilgili olgun ve mantıklı yaklaşımı yansıtan sağlıklı tutum işte budur. Çünkü akıllı kimse yorumlarında ve analizlerinde aceleci davranmaz.
Bu açıdan bakınca, Hûd Suresi'nin başındaki şu ayetin ne demek istediğini daha iyi anlıyoruz: "Elif Lâm Râ. (Bu sana indirilen,) hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır."[23] Çünkü ayrıntılı açıklama, ancak verilmek istenen mesajı temellendirdikten (ihkâm), kitabın özünü (ümmü'l-kitap) oluşturan, esaslar ve değişmez ana hatlar sayılan ayetler belli olduktan sonra mümkün olabilir. Âl-i İmrân Suresi'nin, "Ondan bir kısım ayetler muhkemdir ki onlar kitabın anasıdır." şeklinde yedinci ayetinde açıkça dile getirilen gerçek de budur.
Ra'd Suresi'nin şu ayeti de bu noktaya ışık tutuyor: "Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ana kitap O'nun katındadır."[24] Buna göre silme ve değiştirme işlemine maruz kalmayan bölüm, ana kitaptır. Onun dışında kalan bölüm doğal olarak şartlara, durumlara ve sürpriz beklenmedik gelişmelere bağlı olarak silinmeye ve değiştirilmeye uğrayabilir.
Okuduğumuz ayetler, Kur'ân'ın tarihî olaylara karşı takındığı tavra esas olan genel yöntemi yeterince belirlemekte yeterlidirler. Buna göre ayrıntılarda görülen farklılık aslı inkâr etmemize, onu göz ardı etmemize, varlığından emin olduğumuz gerçeği önemsemememize izin vermez.
Peygamberlerle ilgili siyer kitaplarında, İslâm tarihinde ve İslâm öncesi tarihte, peygamberler ve onların ümmetleri hakkında verilen bütün bilgiler bu ilkenin ışığı altında değerlendirilebilir. Çünkü tarihî değişmezler ışık saçan istasyonlardır. Onlar, göz ardı edilmeleri ve dışlarına çıkılması mümkün olmayan muhkemlerdir. Tarih kitaplarında karşımıza çıkan ve hem doğru, hem de yanlış bölümleri içeren bilgileri yorumlayıp kabul veya reddederken bu değişmezlerin hakemliğine başvururuz.
Çünkü gerçeklerle yanlışların bir karışımı olan tarih alanı, değişmez gerçeği bütünü ile ortaya çıkarmamıza yardımcı olacak araçlar kullanmamızı gerektirir. İşte tam bu bağlamda, aklın ve naklin muhkem esasları tarafından desteklenen tarihin değişmezleri herhangi bir yorumun, analizin, yargılamanın ve önemsizleştirmenin hareket noktası konumundadırlar.
Kur'ân-ı Kerim de bu yöntemi, bize bütün peygamberlerin ortak oldukları açık bir portre çizdiği zaman onların ve ümmetlerinin hayatına doğrudan uygulamış ve elçiliğekle seçilmişliğin, her peygamberin kişiliğinde bulunan temel niteliklerden kaynaklandığını açıklayarak bunların, o önderin eli ile insanların hidayete erdirilmeleri için Allah tarafından seçilmeye ehil sayılmasının gerekçesi olduğu vurgulanmıştır. Bu nitelikler ise akılda, bilinçte, iyilikte ve sabırda mükemmellik ile Allah'a yönelik bilince ve basirete dayalı tam bir kulluktur. Nitekim yüce Allah Hz. Peygamber'e (s.a.a) şöyle buyuruyor: "De ki: Ben Rabbimden gelen açık bir delil üzerindeyim..."[25], "De ki: İşte benim yolum budur, basiretle Allah'a çağırırım. Bana uyanlar da öyle yaparlar..."[26]
İşte Kur'ân'ın, muhkemliği ve değişmezliği temsil eden mantığı budur... Yüce Allah tarafından seçildiğinin ve elçi olarak gönderildiğinin bilincinde ve idrakinde olmayan, görmüş olduğu Allah'ın ayetlerine ancak başkalarının güvendirmesi ile güvenebilen kimse nasıl Allah tarafından peygamber olarak gönderilebilir? Dolayısıyla, peygamber olarak insanlara gönderildiğini bilmeyen veya görevi konusunda şüphesi ya da tereddüdü olan, dahası doğru yola ileteceği beklenen kimselerden gerçeği öğrenmeyi tasavvur eden bir kimsenin seçilip peygamber olarak gönderilmesi akla sığmaz. Nitekim yüce Allah şöyle buyuruyor: "De ki: ...İnsanları doğru yola ileten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa başkasının kılavuzluğundan yararlanmadıkça doğru yolu kendi kendine bulamayan mı? O hâlde size ne oluyor da böyle yanlış hüküm veriyorsunuz?"[27]
Peygamberlerin kişiliği ile ilgili olarak Kur'ân'ın çizdiği ve aklın muhkem prensipleri tarafından teyit edilen bu açık portre, Tevrat'tan ve İncil'den sızan ve "Sihah" diye adlandırılan eserler ile peygamberlerin bazı hikâyelerini içeren çeşitli tüm tarih kitaplarında karşımıza çıkan her portreyi süzgeçten geçirmekte kullanacağımız muhkem dayanak ve değişmez kriterdir. Bu peygamber ister Hz. İbrahim (a.s), ister Hz. Musa (a.s), ister Hz. İsa (a.s), ister Hz. Muhammed (s.a.a) olsun. Ayrıca bu portreyi nakleden kimse ister önde gelen bir mümin, ister bir sahabî, ister Hz. Peygamber'in (s.a.a) uzak veya yakın bir akrabası olsun.
 


[1] - En'âm, 71
[2] - Bakara, 213
[3] - Ahzâb, 4
[4] - Âl-i İmrân, 101
[5] - Yûnus, 35
[6] - Sebe', 6
[7] - Kasas, 50
[8] - Zâriyât, 56
[9] - R'âd, 7
[10] - En'âm, 124
[11] - Âl-i İmrân, 179
[12] - Bakara, 213
[13] - Cuma, 2
[14] - Ahzâb, 21
[15] - A'râf, 176
[16] - Yûsuf, 111
[17] - Yûsuf, 111
[18] - Hûd, 120
[19] - Âl-i İmrân, 62
[20] - A'râf, 7
[21] - Âl-i İmrân, 19
[22] - Âl-i İmrân, 7-8
[23] - Hûd, 1-2
[24] - Ra'd, 39
[25] - En'âm, 57
[26] - Yûsuf, 108
[27] - Yûnus, 35
 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

n

14/02/2011 - 20:19 Hz. Peygamber’in (s.a.a) Kutlu Doğumu ve Vahdet Haftası

n

08/04/2010 - 10:59 Resul-i Ekrem (s.a.a) Sevgisi

n

04/03/2010 - 08:49 Hz. Muhammed Efendimizin Kutlu Doğumu

n

02/03/2010 - 09:56 Resulullah’ın (s.a.a) Ümmetine Karşı Şefkati

n

01/03/2010 - 08:36 Hz. Muhammed (s.a.a) Alemlere Rahmet

n

25/02/2010 - 09:11 Resulullah'ın (s.a.a) Adap ve Ahlakı

n

25/02/2010 - 08:05 Kısaca Hz. Muhammed'in (s.a.a) Hayatı

n

21/10/2009 - 07:57 Hz. Muhammed'in (s.a.a) Ahlaki Kişiliği

n

30/09/2009 - 12:22 Resulullah'ın (s.a.a) Çocuk Sevgisi

n

27/05/2009 - 16:40 Kurân'ın Tarih ve Hayat Hikayelerini Sunma Yöntemi

n

27/05/2009 - 16:38 Peygamberin Hayatına Kısa Bir Bakış

n

21/05/2009 - 09:25 Yüzyıllar Boyunca İlahi Müjde Geleneği

n

21/05/2009 - 09:21 Hz. Peygamberin Bazı Kişilik Özellikleri

n

21/05/2009 - 09:18 Hz. Peygamberin Doğumu ve Çocukluğu

n

21/05/2009 - 09:16 Gençlik Dönemi

n

21/05/2009 - 09:15 Evlilikten Peygamberliğe Kadar

n

21/05/2009 - 09:13 Peygamberlik ve Ön Belirtileri

n

21/05/2009 - 09:11 Peygamberlik Hareketinin Mekke

n

21/05/2009 - 09:09 Kureyş Hz. Peygambere Karşı Tutumu

n

21/05/2009 - 09:07 Habeşistan'a Hicret ve Orada Güvenli Bir Üs Oluşturma

n

21/05/2009 - 09:05 Hüzün Yılı

n

21/05/2009 - 09:03 İsra ve Miraç

n

19/05/2009 - 15:53 Hicret Öncesi Ferahlama Yılları

n

19/05/2009 - 15:52 Birinci Akabe Biati

n

19/05/2009 - 15:51 İkinci Akabe Biati

n

19/05/2009 - 15:49 Yesrib'e Hicret Hazırlığı

n

19/05/2009 - 10:18 Hicret Öncesinde Kardeşleştirme

n

19/05/2009 - 09:32 İlk İslam Devletinin Kuruluşu

n

19/05/2009 - 09:28 Genç Devletin Savunulması

n

19/05/2009 - 09:27 Müşriklerin Güç Gösterisi ve Sert İlahi Ceza

n

19/05/2009 - 09:16 Düşmanın Hezimeti

n

19/05/2009 - 09:11 Fetih Aşaması

n

19/05/2009 - 09:10 İslam Yarımada Dışında

n

19/05/2009 - 09:08 Mekke'nin Fethi

n

19/05/2009 - 09:05 Ebu Süfyan'ın Teslim Olması

n

19/05/2009 - 09:03 Mekke'ye Giriş

n

18/05/2009 - 16:28 Tebük Savaşı

n

18/05/2009 - 16:26 Hz. Peygamber'e (s.a.a) Suikast Girişimi

n

18/05/2009 - 16:24 Tebük Savaşı'nın Bazı Sonuçları

n

18/05/2009 - 16:23 Zirar Mescidi

n

18/05/2009 - 16:15 Heyetler Yılı

n

18/05/2009 - 16:14 Sakıf Kabilesinin Müslüman Olması

n

18/05/2009 - 16:11 Putperestliğin Yarımada'dan Tasfiyesi

n

18/05/2009 - 16:10 Necran Hıristiyanlarıyla Mübahale

n

18/05/2009 - 16:06 Veda Hacı

n

18/05/2009 - 16:04 Veda Hutbesi

n

18/05/2009 - 16:02 Vasi Tayini

n

18/05/2009 - 16:01 Yalancı Peygamberler

n

18/05/2009 - 15:59 Bizans Savaşı İçin Genel Seferberlik

n

16/05/2009 - 09:35 Resulullah'ın Son Günleri

n

16/05/2009 - 09:33 Son İslam Risaletinin Bazı Öğretileri

n

16/05/2009 - 09:12 İslam İlkelerinin Yüceliği

n

16/05/2009 - 09:10 Kurân-ı Kerim

n

16/05/2009 - 09:08 Son Peygamberin Mirası

n

16/05/2009 - 09:06 Resulullah'ın Mirasından Örnekler

n

16/05/2009 - 09:03 Şeriatın Kaynakları

n

16/05/2009 - 09:02 Dinin Rüknü Ehlibeyt

n

16/05/2009 - 08:59 İslam İnancının Temel İlkeleri

n

16/05/2009 - 08:57 Hakkın İmamları

n

16/05/2009 - 08:54 Peygamberin, Mehdi'nin Geleceğini Müjdelemesi

n

16/05/2009 - 08:39 Resulullah'ın Mirasına Dayalı Temel İlkeler

n

12/05/2009 - 11:29 Resulullah'ın Yüce Ahlakı

n

12/05/2009 - 11:27 Ümmetin Resulullah'a Karşı Vazifesi

n

12/05/2009 - 10:55 Peygamberlerin Üç Aşamalı Masumluğu

n

12/05/2009 - 10:51 Resulullah'ın Medine'deki Son Hutbesi

n

12/05/2009 - 08:42 Resulullah'ın (s.a.a) Babaları

n

12/05/2009 - 08:35 Hz. Fatıma'nın Resulullah'la İlgili Sözleri

n

12/05/2009 - 08:18 Hz. Ali'nin Resulullah Hakkındaki Sözleri

n

11/05/2009 - 15:00 Resulullah İle İlgili Sorulara Cevaplar

n

11/05/2009 - 13:43 İbretli Öyküler

n

11/05/2009 - 12:07 Resulullah'ın Sözlerinden Kırk Hadis

n

11/05/2009 - 12:05 Resulullah'ın (s.a.a) Faziletleri

n

11/05/2009 - 10:31 Resulullah'ın Bi'seti

n

11/05/2009 - 08:53 Resulullah'ın (s.a.a) Hayatı

n

04/04/2009 - 08:45 Resulullah'ın Siresiyle İlgili Kırk Hadis

YAZARLAR

Rahmi Onurşan Rahmani

Herkesle olup hiç kimsenin rahmetini almadan ölmek
Mikail Gürel

Sizi Gidi Kamacılar…
Turgut Atam

GADİR-İ HUM’UN TARİHTEKİ YERİ
Kerim Uçar

MÜMİNLERİN NİŞANELERİ
Mir Kasım Erdem

CAN VERME HALİ
Yakup Yaşlak

Aşura; Yeniden Ölmek Mi, Yoksa Yeniden Diriliş Mi?

MULTİMEDYA

ETKİNLİK TAKVİMİ

24 Mayis 2017
Pz Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30 31

DUYURULAR

ANKET

SİTEMİZİ  NASIL BULDUNUZ
İYİ
KOTÜ
ORTA

Sonuçları Göster

FAYDALI LİNKLER

 
 

Ana Sayfa

Hakkımızda

Ziyaretçi Defteri

İletişim