Recep Ayında Dua

Recep Ayında Dua

Recep ayı, duaların makbul olduğu bir aydır. Recep ayında hatalar bağışlanır.

Recep Ayında Dua 
Bilesin ki.
Recep ayı, duaların makbul olduğu bir aydır.
Recep ayında hatalar bağışlanır.
Bundan başka, Recep ayında durmadan günah işleyenlerin cezası dahi kat kat artar.
Hz. Ali’nin (AS) oğlu Hz. Hasan’a (AS) şöyle dediğini anlatmaktadır:
- Biz, tavafta idik. Bir ara, bir ses duyduk. Biri şöyle diyordu:
Ey darda karanlıkta kalanın duasını kabul eden; Belâya düşen hastaların sıkıntısını gideren. Cemaatin, Kâbe ve Harem çevresinde geceledi; Allah’ın (c.c) gözünde uyku olmaz, duadır bize düşen. Şayet affın, mücrimler üzerinde geçersiz olursa; Kim olabilir asilere gayrı bolca nimet veren.
Hz. Ali’nin (a.s) oğlu Hz. Hüseyin (a.s) şöyle dedi:
- Babam Hz. Ali b. Ebi Talib (a.s) bana şöyle dedi:
- Ya Hüseyin (a.s)! Rabbine (cc) niyazda bulunan ve ona sitem eden kimseyi duydun. Onun peşine koş; yetişirsin, al bana getir.
O böyle derken, yukarıdaki beytleri sıralayan kimseyi anlatmak istiyordu.
Hemen onun peşinden koştum; yetiştim. Bir de baktım ki, bir adam.
Güzel yüzlü, temiz görünüşlü, iyi giyimli, kokusu güzel bir kimse idi.
Ancak onun sağ yanı kurumuştu; o kısmın canı çekilmişti.
Ona şöyle dedim:
- Emirülmüminin Ali b. Ebi Talib (a.s) seni davet ediyor. Onun çağrısını kabul et.
Sonra, Hz. Ali’nin (a.s) yanına, huzuruna geldi. Gelir gelmez Hz. Ali (a.s) ona sordu:
- Sen kimsin, neyin var? Buna karşılık şöyle dedi:
- Ey Müminlerin Emiri, haklan yerine getirmediği için cezaya tutulan kimsenin durumu neyse öyle.
Hz. Ali (a.s) tekrar sordu:
- Senin adın nedir?
Şöyle dedi:
- Münâzil b. Lahık.
Hz. Ali (a.s) tekrar sordu:
- Başından geçenleri anlat.
Şöyle anlattı:
- Ben Arap kabileleri arasında meşhurdum. Amma, çalgı ve oyun işleri ile. Hep oyunla oynaşla gezer dururdum. Gaflet hâlimden hiç ayrılmadım. Şu anda tevbe edecek olsam, tevbem makbul olmaz. Hatalarımın kaldırılmasını dilesem, makbul olmaz. Anlatılan isyan halimi, Recep ve Şaban ayında dahi devam ettirdim. Benim pek şefkatli bir babam vardı. Daima, beni cahilce işler yapmaktan, masiyete dalıp şekavete düşmekten sakındırdı. Daima şöyle derdi:
- Yavrucuğum! Yüce Allah’ın (cc) kuvveti kudreti vardır; hatalara ceza vermesi vardır. Cehennem azabına sokan Yüce Allah’a (cc) asi gelip onun cezasına çarpılma.
Mübarek geceler senden daha ne kadar şikâyet edecekler. Melâike-i kiram, mübarek günler ve geceler senden hep şikâyet etmektedirler.
O, bana bu sözleri ısrarla söyledikçe, ben onu dövmeye kalkardım.
Bir gün ona, daha fazla sert davranınca, bana şöyle dedi:
- Allah (cc) adına yemin ederim ki, artık ben, hiç bozmadan oruç tutacağım. Uyumadan namaz kılacağım.
Bir hafta oruç tuttu. Sonra bir deveye binip hacc-ı ekber günü Mekke-i Mükerreme'ye gitti.
Giderken de şöyle dedi:
- Allah’ın (cc) beytine gideceğim. Senin için, Allah'tan yardım dileyeceğim. Ve, hacc-ı ekber günü, Mekke-i Mükerreme’ye gitti; Kâbe’nin örtüsüne sarıldı, bana şöyle beddua etti:
Ey Yüce (cc)! Sana gelir hacılar uzak illerden; Üstün lüftunu ister, daim, sen Vahid Samed’den. Babalık hakkımın alındığı makam burası; Babalık hakkımı alırsın ya Rahman bebemden. Kurut artık onun bir yanını sen kereminle; Ey pek Mukaddes doğmaktan ve çocuk edinmeden.
Daha sonra durumunu şöyle anlattı:
- Semayı yükselten, yerden su kaynatan Yüce Allah (cc) hakkı için yemin ederim ki; babam daha sözünü bitirmeden benim sağ yanım kurudu. Harem-i Şerifin bir köşesine bırakılan bir ağaç gibi kaldım.
Sabah akşam, halk benim yanımdan geçerler ve birbirlerine şöyle derlerdi:
- İşbu kimse, babasının bedduasına uğrayan kimsedir. Hz. Ali (a.s) ona tekrar sordu:
- Seni bu durumunda gördükten sonra, baban ne yaptı? Şöyle anlattı:
- Ey Müminlerin Emiri, sonra benden hoşnut oldu. Bunun üzerine, kendisine şöyle dedim:
- Bana beddua ettiğin yerde, dua et; Allah (cc) beni iyi etsin.
Benim bu dileğimi kabul etti. Kabul edince, onu bir deveye bindirdim. Yola çıktık Erâk vadisine geldiğimiz zaman, ağacın birinden bir kuş uçtu. Uçan bu kuş deveyi ürküttü; babam da ürken deveden düşüp yolda iken öldü.
Bunun üzerine, Hz. Ali (a.s) ona şöyle dedi:
- Resulullah (s.a.a) Efendimizden duyduğum bazı dualar var; onları sana öğretmemi ister misin? Derde düşen her kim o duaları okusa derdinden kurtulur. Sıkıntıda olan her kim o duaları okusa, Allah sıkıntısını giderir.
Bu kere o kimse:
- Olur; öğret.
Deyince, Hz. Ali (a.s) duaları kendisine öğretti. O da, o duaları okuyunca, hastalığından kurtuldu. Ertesi gün, sağlam olarak yanımıza geldi.
Sonra ben o kimseye sordum:
- O duayı nasıl okudun, okuyunca neler oldu; anlatır mısın?
Şöyle anlattı:
- Gözler uykuya daldıktan sonra; ayık kimse görmedikten sonra o duayı birinci, ikinci ve üçüncü kere okudum. Üçüncüden sonra bana şu nida geldi:
- Allah (cc) sana yetişir; sen Yüce Allah’a (cc) en büyük ismini vesile ederek dua ettin. Kim o ismi vesile edip dua etse, makbul olur. Kim o duaları vesile edip bir şey istese kendisine verilir.
Bundan sonra, beni bir ağırlık bastı; uyudum. Rüyamda Resulullah (SAV) Efendimizi gördüm. O duayı, kendisine arz ettim, bana şöyle buyurdu:
- Emmim oğlu Ali (a.s) doğru söylemiş. Zira o duada, Yüce Allah’ın (cc) en büyük ismi vardır. Onunla kim dua etse, duası makbul olur. Onu okuyup kim bir dilekte bulunsa, dileği verilir.
Daha sonra, beni bir daha uyku bastırdı. Resulullah (s.a.a) Efendimizi ikinci kere gördüm.
Şöyle dedim:
- Ya Resulullah (s.a.a), o duayı bir de senden dinlemek isterim.
Bunun üzerine, bana şöyle okuyacağımı anlattı:
- Allah’ım (cc), ey gizlileri bilen, ey semayı kudreti ile kuran, ey izzeti ile yeri döşeyen, ey güneş ve ay celâl nuru ile aydınlanıp her yanı nura boğan, ey her temiz, pâk inanan nefsi kabul buyuran, ey zatından korkanları ve çekinenleri sakinleştiren, ey ihtiyaçlar katında yerine getirilen, ey Yusuf’u (a.s) kölelikten kurtaran, ey zatından başka çalınacak kapı bulunmayan, sığınılan arkadaş, bir şey veren vezir zatından başka duâ edilecek Rabb bulunmayan sana dileklerimi bildiririm.
O’nun (cc) katına arz edilen ihtiyaçlar ne kadar artsa, o kadar kerem ve cömertlik gelir.
Allah-ü Teala (cc) Muhammed’e (s.a.a) ve âline (a.s) salât eylesin. Benim dileğimi yerine getir; sen her şeye kâdirsin.
Ve, uykudan uyandığım zaman, her bakımdan kurtulmuştum; tutukluğum geçmişti.
Hz. Ali (AS) şöyle demiştir:
- Bu duâyı bırakmayınız. Zira o duâ, arş hazinelerinden bir hazinedir.
Bunun gibi bir rivayet, Hz. Ömer (a.s) zamanında dahi olmuştur ki:
Anlatılacak olsa şerhi uzun olur.
Hâsılı: Hiç bir akıl sahibi; mahiyetleri, zulüm yollu edilen haksızlığı, mazlumun bedduasını küçümsememelidir.
Resulullah (s.a.a) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
- “Zulüm, kıyamet günü zulmetler olarak meydana gelir.”
Resulullah (s.a.a) Efendimiz, bir başka hadis-i şerifinde ise, şöyle buyurdu:
- “Bir kul, iki elini açıp Allah’a (cc) dua ettiği zaman, onları boş çevirmekten utanır. Onun isteklerini dünyada peşin olarak vereceği gibi; onun için âhirette bol sevap vermesi için erteleyebilir.”
Bazıları bu manada şöyle bir şiir söylemiştir:
Dinlersin duayı hiçe sayarsın;
Sonra sana neler eder bakarsın.
Gece oku hedeften şaşmaz lâkin
Az yol alır, hedefe varır bakın.
 

Google+ WhatsApp