Araştırmanın Sonucu

Araştırmanın Sonucu

Kur’an’ın gerçek tefsiri, ayetlerde tedebbür etmek (derince düşünmek) ve bir ayetin açıklanması için ilgili diğer ayetlerden yararlanmakla elde edilen tefsirdir.

Araştırmanın Sonucu
Geçen bölümden eldi edilen sonuç şundan ibarettir:
Kur’an’ın gerçek tefsiri, ayetlerde tedebbür etmek (derince düşünmek) ve bir ayetin açıklanması için ilgili diğer ayetlerden yararlanmakla elde edilen tefsirdir. Başka bir ifadeyle Kur’an ayetlerinin tefsirinde altta açıklanacak üç yöntem mevcuttur:
1- Belli bir ayeti yalnızca ele alıp ilmi ve gayri ilmi mukaddimelere ve kendi fikri gücümüze başvurarak onu tefsir etmek.
2- Belli bir ayeti o ayetle ilgili olarak masum’dan gelen bir hadise dayanarak tefsir etmek.
3- Bir ayeti onda tedebbür etmek ve ilgili bütün ayetlere müracaat ederek toplamından bir anlam çıkarmaya çalışmak ve mümkün olduğunda hadiselerden de yararlanmak suretiyle tefsir etmek.
İşte bu üçüncü yolun, geçen bölümde doğruluğunu ispatladık. Bu yönteme peygamberin ve Ehl-i Beyt’in öğretisinde de deyinilmiştir. Peygamber (s.a.a) buyuruyor ki:
“Kur’an’ın ayetleri birbirini tasdik edecek şekilde nazil olmuştur.”
Ve Hz. Emir-ül Mü’minin Ali (s.a.a) de buyuruyor ki:
“Kur’an’ın ayetleri birbirini açıklıyor ve birbirine şahadet ediyor.”
Yukarıdaki açıklamadan anlaşıldığı gibi bu yöntem, “Kim, Kur’an’ı kendi görüşüne uydurarak tefsir ederse, ateşte kendi yerini hazırlamaktadır.” diye buyuran meşhur nebevi hadiste nehyedilen yönteme dahil değildir. Çünkü bu yöntemde Kur’an, Kur’an’la tefsir ediliyor, kişilerin görüşleriyle değil.
Birinci yöntem güvenilir bir yöntem değildir; gerçekte üçüncü yöntemle uyuşmadığı yerlerde hadiste nehyedilen “tefsir bir-rey” kısmındandır.
İkinci yöntem eskiden beri tefsir alimlerinin uyduğu bir yöntemdir, öyle ki asırlar boyunca tefsir sahasında bu yöntem uygulanmıştır. Şimdi bile Şia ve Ehl-i Sünnet’in muhaddisleri (ehbariler) bu yönteme uyarlar.
Bu yöntem sınırsız bir ihtiyaç karşısında sınırlı ve dar kalmaktadır. Biz Kur’an’daki altı bin bir ka yüz ayetle ilgili olarak yüzlerce hatta binlerce ilmi ve gayri ilmi sorularla karşılaşıyoruz. Bu soru ve müşküllerin cevabını nerede aramalıyız?
Acaba hadiselere mi müracaat edilmeli? Oysaki Ehl-i Sünnet’in naklettiği ayetlerin açıklanmasıyla ilgili nebevi hadislerin sayısı ancak 250’yi bulmaktadır; hele bunların da çoğu, zayıf ve atılmış hadislerdir. Gerçi Ehl-i Beyt’ten bize ulaşan hadisleri de dikkate alacak olursak o zaman hadislerin sayısı binlere varır ve bunların içerisinde dikkate değer ölçüde güvenilir hadisler de mevcuttur. Ama, yine de bu hadsiz hesapsız soruların tümüne yetecek derecede değildir. Üstelik bir çok ayet vardır ki onunla ilgili ne Ehl-i Sünnet’te ve ne de Şia’da bir hadis mevcut değildir.
Bir ayetin anlamının açıklığa kavuşması için ortaya atılan bu gibi sorular karşısında diğer ilgili ayetlerden istifade etmek mi gerekir yoksa araştırmayı bir kenara bırakarak ilmi ihtiyacı cevapsız mı bırakmalıyız? Ancak bu ikinci şıkkı tutarsak o zaman şu ayeti kerimelerin güneş gibi apaçık anlamlarını ne yaparız?
“Biz sana kitabı, her şeyin açıklayıcısı olarak gönderdik.”[1]
Ve “Acaba Kur’an üzerinde iyice düşünmezler mi?”[2]
Ve “O bir kutlu kitaptır ki sana ayetleri üzerinde iyice düşünmeleri ve akıl sahiplerinin öğüt almaları için indirdik.”[3]
Ve “Şu Kur’an’ı iyice düşünmezler mi? Yoksa evvelce gelip geçen atlarına gelmeyen bir şey mi geldi onlara?”[4]
Bu gibi ayetlerin anlamı ne olacaktır? Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beyt imamlarından nakledilen bir çok kesin hadis vardır ki; fitne ve müşkülatlarla karşılaşıldığında Kur’an’a müracaat etmeyi tavsiye ediyor. Bu hadislerin faydası ne olur. Çünkü bu görüş kabul edilirse bir çok ayette umumi bir mükellefiyet olarak telakki edilen Kur’an’da iyi düşünmek (tedebbür etmek) yersiz olur.
Ayrıca Ehl-i Sünnet’e göre Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) den nakledilen hadisler ve Şia’ya göre Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları (s.a.a) nadan rivayet edilen mütevatir hadisler gereğince hadislerin Kuran-ı.[5] Bu hadisler gereğince, hadis Kur’an’a tatbik edilmeli ve eğer Allah’ın kitabıyla muvafıksa, kabul edilip ona uygun hareket edilmelidir. Yok eğer Kur’an’a aykırı olursa geçersiz sayılmalıdır.
Dolayısıyla bu hadislerin mazmunu, ifade ettiğim an, Kur’an ayetinin kendi madlullarına (beyan etmek istedikleri şeye), delalet etmeleri ve ayetin neticesi (ayet tefsir) nin geçerli olması halinde doğru olacaktır. Nitekim ayetin madlulunun neticesi eğer hadisle belirlenecek olursa o zaman hadisin Kur’an’a sunulmasının öyle geçerli bir anlamı kalmayacaktır.
Açıklanan bu hadisler Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin diğer kelam gibi manaya delalet ettiğine dair güzel bir delildir. Öyle ki hadisler bile işin içine karıştırılmaksızın ayetlerin delalet ettiği şey başlı başına bir hüccettir.
Geçen bahislerden şu nokta iyice anlaşıldı ki, müfessirlerin vazifesi, Hz. Peygamber (s.a.a) ve Ehl-i Beyt İmamları’nın (s.a) Kur’an tefsiriyle ilgili hadislerine müracaat edip onların Kur’an tefsirinde ortaya koydukları yöntemi bellemek ve sonra Kur’an ve sünnetten anlaşılan sözkonusu yöntemle ayetlerin tefsirini ortaya koymaktır. Bu arada ayetin tefsiriyle ilgili olarak nakledilmiş hadislerden ancak ayetin manasına muvafık olanlara itibar edilmelidir. 
--------------------------------------------------------------------------------
[1] - Nahl/89.
[2] - Nisa/82 ve Muhammed/24.
[3] - Sad/29.
[4] - Mü’minun/68.
[5]- Bihar, c. 1 s. 137.

Google+ WhatsApp