Ruhu'l-Emin (Cebrail)

Ruhu'l-Emin (Cebrail)

Önceki bölümde işaret olunan yoruma göre, Hz. Peygamber (s.a.a), onu iyiliğe doğru yönelten kendi temiz ruhunu RuH’ul Emin ve onun ilkaatını (telkinlerini) vahy olarak nitelendiriyordu.

Ruh’ul Emin (Cebrail)
Önceki bölümde işaret olunan yoruma göre, Hz. Peygamber (s.a.a), onu iyiliğe doğru yönelten kendi temiz ruhunu RuH’ul Emin ve onun ilkaatını (telkinlerini) vahy olarak nitelendiriyordu. Ama Kur’an-ı Kerim bu görüşü reddetmektedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim ayetleri ilkâ edenin Cebrail olduğunu açılamıştır. Sözkonusu yoruma göre böyle bir isimlendirme (Cebrail) anlamsız kalmaktadır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
“De ki kim Cebrail’e düşmansa bilsin ki, O Cebrail, Allah’ın izniyle o Kur’an’ı senin kabine indirmiştir...”[1]
Bu ayet-i kerime Yahudilere cevap olarak nazil olmuştur. Yahudiler, peygamberden “Bu Kur’an’ı sana kim getiriyor?” diye sordular. Hz. Muhammed (s.a.a), “Cebrail; o biz İsrail oğullarına bazı kısıtlamalarla ilgili emirler getiriyordu. Bu yüzden onun getirdiği Kur’an’a da biz inanmıyoruz” dediler. Allah-u Teâlâ bu ayette, onların sözlerine karşılık olarak buyuruyor ki, “Cebrail Allah’ın izniyle Kur’an’ı peygambere nazil etmiştir; kendi yanından uydurmamıştır. Yani Kur’an Allah’ın kelamı olduğundan ona inanmak gerekir Cebrail’in sözleri değildir.”
Şu belli ki, Yahudilerin, düşmanlık beslediği Cebrail, Hz. Musa döneminde de vahy getirmekle görevli olan ve Hz. Muhammed ve Musa’dan ayrı, madde ötesi bir yaratıkla ilgilidir. Onların düşmanlığı Hz. Musa (a.s) veya Hz. Muhammed (s.a.a) nin temiz ruhlarına değildi.
Kur’an-ı Kerim, yukarda açılanan âyette Kur’an’ın, peygamberin kalbine indirilmesini Cebrail’e nisbet vermektedir; diğer bir ayette de Ruh’ul Emin’e nisbet vermiştir.
“Kur’an-ı Kerim’i Ruh’ul Emin senin kabine indirmiştir.”[2]
Bu iki ayetteki uyumda açıkça anlaşılacağı üzere Ruh’ul Eminde maksat Cebrail’dir.
Allah-u Muteal başka bir ayette vahiy getiren bu elçinin vasfını açıklarken şöyle buyuruyor:
“Şüphe yok ki, Kur’an büyük bir elçinin (Cebrailin) getirdiği sözdür, kuvvetlidir, Arş sahibinin katında kadri yüce itaat edilir, emindir de. Arkadaşınız (peygamber-i Ekrem) delil değildir Andolsun ki, onu vahy elçisini) apaçık tanyerinde gördü.”[3]
Bu ayetlerden anlaşılıyor ki, Cebrail menzili Allah’a yakın, güçlü, mertebesi yüce, emir sahibi ve emin bir varlıktır.
Diğer bir ayette arşa mukarrep (yakın) olan faziletli melekler hakkında şöyle buyuruyor:
“Arşı taşıyan melaikelere ve arşın etrafında bulunan melekler Rablerini hamd ederek ona tesbih ederler (överek onu eksiklerden temiz sayarlar) ona iman ederler ve iman eden kimselere mağfiret dilerler.”[4]
Bu ayet mukarreb meleklerin, irade ve şuur sahibi müstakil yaratıklar olduğunu iyice açılamaktadır. Çünkü meleklerin vasıflandırıldıkları iman ve diğerlerine mağfiret dilemek ancak şuur ve irade sahibi müstakil bir varlık için sözkonusu olabilir.
Yine bu mukarreb melekler hakkında şöyle buyurulmaktadır:
”Ne Mesih Allah’a kulluk etmekten çekinir, ne de Allah’ın kendine yakınlaştırdığı melekler; ve ona kulluktan çekinen ve ululanmak isteyenleri o tapısında toplayacaktır. İnananların ve iyi işler işleyenlerin mükafat larını ödeyecek ve lütfuyla daha da artıracaktır (muka fatlarını), kulluktan çekinip ululanmak isteyenleriyse elemli bir azapla azaplandıracaktır ve onlar Allah’tan başka ne bir dost bulurlar, ne de bir yardımcı.”[5]
Açıktır ki Hz. Mesilı ve mukarreb melekler her ne kadar günah işlemezlerse de, eğer günah işleyecek olurlarsa, bu ayet-i kerimede kıyamet azabıyla tehdit edilmişlerdir. Kıyamet azabıyla tehdit olmak ise bir mükellefiyet olduğu zaman sözkonusu olabilir. İdrak ve iradesi olmayan bir varlık için ise mükellefiyet olamaz.
Bu ayetlerden anlaşılacağı üzere Cebrail diye adlandırılan vahyin ileticisi Ruh’ul-Emin, madde ötesi ve müstakil bir varlık olup irade ve idrak sahibi bir melektir.
Hatta Tekvir Suresinde yer alan ayetlerdeki şu cümleden, “Kur’an’ı getiren itaat olunan ve emindir” anlaşılıyor ki, Cebrail madde ötesi alemde büyük bir emir sahibidir ve bir çok melek onun emrinin altındadır. Kur’an’ın tümü veya bir kısmı Cebrail’in emrindeki melekler tarafındaki ulaştırılmıştır. Nitekim Abese Suresi bu konuya şöyle işaret ediyor:
“Öyle değil şüphe yok ki Kur’an ancak bir öğüttür, dileyen dinler öğüt alır, büyük şerefli sahifelerdendir, yüceltilmiştir, arıtılmıştır hayırlı ve iyi çalışan elçilerin ellerindedir.”[6] 
--------------------------------------------------------------------------------
[1] - Bakara/97.
[2] - Şuârâ/193-194.
[3] - Tekvir/19 ilâ 23.
[4] - Mu’min/7.
[5] - Nisa/172.
[6] - Abese/11-16.

Google+ WhatsApp