Şeytanın Hile Metotları

Şeytanın Hile Metotları

Düşmanın hile, düzen ve entrikaları ne kadar dakik tanınır ve ayrıntılarıyla bilinirse onun karşısında başarı oranı bir o kadar yüksek olur.

Şeytanın Hile Metotları (Nehcü'l Belağa'dan)
Düşmanın hile, düzen ve entrikaları ne kadar dakik tanınır ve ayrıntılarıyla bilinirse onun karşısında başarı oranı bir o kadar yüksek olur. İnsanın şeytan gibi yeminli bir düşmanı vardır, o insanı rabbinden uzaklaştırmak için her yola başvurmakta ve her vesileyi mubah saymaktadır.
İnsan, şeytanın hile ve düzen yöntemini tanımakla onun şerri karşısında tedbirler alır ve tehlikesinden de o ölçüde güvende kalır.
Şeytanın insanı kandırırken genelde şu metotlardan yararlanır:
1-Kötülükleri/Günahları Güzel Göstermek
Genel olarak insan duçar olduğu günah ve kötülüklerin ne kadar zararlı ve çirkin olduğunun bilincinde değildir. Bozulmuş bir yemeği süsleyip başkasına yedirmek veya acı bir ilacı balla karıştırıp içirmek gibidir ki zararı sonradan hissedilir. Şeytanda kötülükleri insana güzel göstererek insanı harama düşürmektedir. İnsan da işin görünüşüne ve süsüne aldanarak rahatlıkla o işe bulaşıyor. İmam Ali (Aleyhisselam) şöyle buyuruyor:“O, gönüllere gizlice giren, kulaklara işitilmeden, nefes almadan fısıldayan düş¬mandan çekinmenizi emretti. O düşman ki kendisine uyanları saptırdı, helak etti, vaat etti ve isteklere kaptırdı. Kö¬tü suçları süslü; büyük günahları da kolay gösterdi. Yavaş yavaş dostlarını aldattı, rehin aldıklarına (saadet kapısını) kapattı. Sonra da süslediğini inkâr etti. Kolay gösterdiğini büyüttü. Güven verdiklerinden sakındırmaya çalıştı.”
İmam Ali (Aleyhisselam) bir başka hutbede de şöyle buyurmuştur:“Şeytan onunla birliktedir. Üstüne binip sürmek için günahları süsler, güzel gösterir.”
2-Tesvif (İşleri Erteletme)
Tesvif, Arapçadaki “Savfe” kökünden olup sonra anlamına gelir. Şeytanın sinsi metotlarından biri de insana hayır işleri bugün yarın söyleterek geciktirmesidir. Şeytan, bu yolla insandan fırsatı almaktadır. Söz konusu vesvese tövbe için de geçerlidir, nice insanlar “bugün yarın tövbe edeceğim” diyerek apansız gelen ölümlerle tövbe etmeden ölüp gitmişlerdir. İmam Ali (Aleyhisselam) şöyle buyuruyor:“Günah bir işle uğraşıp tövbe ederim ümidinde iken ölümün tövbe ile arana girmesinden ve kendini böylece helak etmekten sakın!”
Ey insan! Seni tövbeden alıkoyan nedir? Niçin bugün yarın edip tövbeyi geciktiriyorsun? Hiç bakmaz mısın etrafındakilere? Nasıl da gittiler teker teker! Yoksa hiç ölmeyeceğine dair Allah ile bir antlaşman mı var?!
İmam Ali (Aleyhisselam) şöyle buyuruyor:“Şeytan onu tövbe için ümitlendirir ki tövbesini ertelesin. Derken, ölümden gafil bir haldeyken eceli gelip çatar.”
3-Gurur Ve Kibir
Şeytanın en büyük silahlarından biri de gurur ve kibir tuzağıdır. İnsan iblisin vesvesesiyle kendisini büyük görmeye başlar. Zaten iblisin de ilahi dergâhtan kovulmasının asıl sebebi Allah’ın “Âdeme secde edin” emrine karşı çıkarak kendisini Âdem’den büyük görmesi olmadı mı?
Kibir ve gurur insanı Allah’a tapmaktan uzaklaştırır şeytana tapmaya götürür. İmam Ali (Aleyhisselam) bu konu hakkında şöyle buyuruyor:“Allah için, Allah için, bu dünyada azgınlıktan, ahirette zulmün korkunç cezasından ve kibrin kötü akıbetinden sakının! Çünkü bu (kibir), iblisin büyük av usulü, büyük tuzak şeklidir. Bu, insanların gönüllerine öldürücü zehirler gibi girerek onları zehirler; asla başarısız olmaz, hiç kimseyi vuruşunda da hata etmez. Ne âlim bilgisiyle, ne de fakir yoksulluğuyla (ondan kurtulup bir yol bulabilir.)
Herkes bir şekilde şeytanın zehirli okunun hedefidir. İblisin bu zehirli okunu etkisiz kılan davranış kulun tevazu ve güzel ahlakıdır.
 İmam Ali (Aleyhisselam) şöyle buyuruyor:“Allah için, Allah için büyüklenme kibrinden ve cahiliye övüncünden vazgeçin. Her ikisi de kinin aşısı, şeytanın üfürüğü, onlarla geçmiş zamanlardaki ümmetleri aldattığı şeydir. Sonunda kolayca istediği yere sürülerek ve ona teslim olarak cehalet karanlıklarına ve sapıklık çukurlarına daldılar.”
Belirtildiği gibi tevazu iblise karşı en etkili silahtır. İnsan, namaz, oruç ve diğer farizalardan da yardım alarak tevazu elbisesine bürünebilir.
İmam Ali (Aleyhisselam) şöyle buyuruyor:“Tevazuu kendiniz ile düşmanınız olan İblis ve askerleri arasında bir sığınak edinin!”
Yani tevazu kalesine giren şeytanın zehirli oklarından güvende kalır.
4-Böbürlenmek
İnsanın kendisini beğenmesi, ibadet ve amellerinden razı olması ve kendisini tüm eksiklik ve noksanlıktan uzak görmesi onu böbürlenmeye sevk eder. Bu sıfatlar iblisin fırsat gözettiği andır. İmam Ali (Aleyhisselam) şöyle buyuruyor:“Kendini beğenmekten, seni nefsinle böbürlenmeye sevk eden şeylere güvenmekten, aşırı övgüyü sevmekten sakın. Çünkü bunlar, ihsan sahiplerinin ihsanlarını helak etmek için şeytanın aradığı uygun fırsatlardır.”
Şeytan insanlardan amel fırsatını veya ibadet gücünü almaya çalışır, eğer bunlarda başarılı olamazsa onu minnet ve böbürlenmeye iterek, kendi amelleriyle böbürlendirerek amellerini yok eder. Böbürlenmek ve kendinden (yaptıklarından) razı olmak kulun en büyük düşmanıdır. Çünkü bu sıfat kulu kemale ulaşmaktan alıkoyar. Şeytan insanın salih ve kabul olmuş amellerini böbürlenme tohumlarıyla yok etmektedir.
5- Nefsi Arzular
Nefsi arzular, din ve akıl sınırlarını aştı mı insanı günah ve isyana sürükler ve insanı bitmek tükenmeyen arzu ve isteklere boğar. Şeytan bu yolla insana musallat olarak onu günah ve fesat bataklığına gömer.
İmam Ali’nin (Aleyhisselam) kadılarından olan Şureyh b. Haris kadılığından elde ettiği gelirle seksen dinara bir ev satın aldı. Bu haberi duyan hazret, nasihat ve ibret dolu bir mektup yazarak Şureyh’i uyardı:“Ey Şureyh! Pek yakında, yazdığına bakmadan, delilini sormadan oturduğun evden çıkarıp seni malsız mülksüz kabrine teslim edecek biri gelecek. Bak Şureyh, bu evi sakın kendi malından başka bir mal ile ya da helalinden kazandığından başka bir şeyle almış olmayasın! Eğer böyleyse, dünyada da ahirette de hüsrana uğramış olursun. Evi aldığında senedini yazdırmak için bana gelseydin, ben sana öyle bir senet yazardım ki onu almak için bir dirhem dahi vermeye rağbet etmezdin. Bu senet şöyledir:
Aldatıcı, fanilerle komşu olan ve helak mahallesinde bulunan bu evi; zelil bir kul, ölüm yolculuğuna koyulmuş olan bir kimseden almıştır. Bu ev, dört duvarla sınırlanmış; birinci sınır afetlere, ikincisi musibetlere, üçüncüsü, insanı helake götüren arzulara, dördüncüsü de insanı azdıran şeytana dayanır. Bu evin kapısı da buradan (dördüncü duvardan) açılır. Bu evi arzusuna kapılıp aldanan biri, eceli gelip çatan birinden, kanaatkârlık izzetinden çıkıp, helak ve istek batağına düşme pahasına satın almıştır ve bu muamelede müşterinin başına geleceklerin sorumlusu padişahların bedenine hastalık veren, zalimlerin canını alan, Kisra, Kayser, Tubb'a (Yemen sultanlarının lakabı), Himyer (Seba kavminin melikleri) firavunlarının saltanatını yıkan, malı kat kat yığıp, yapılar bina eden, sağlamlaşman, yüceltip süsleyen, malı toplayarak stok eden, zannınca evladına miras bırakanların hepsini hesap gününde, sevap ve azapları için toplayacak olan kimsedir. O günde iş bitip kesin hüküm verilecektir:"İşte orada batılla amel edenler hüsrana uğrayanlar olacaktır."  Heva ve hevesinin esaretinden ve dünya bağlarından kurtulmuş akıl, buna şahadet eder.”
Aziz okuyucular! Nefsi istek ve arzuların bir sınırı ve sonu yoktur. İnsan bu arzular ve istekler peşinde ruhi ve fiziki hastalıklara yakalanmaktadır.
Nefsi arzular bazen, göz ve kulak, bazen şehvet türünden istekler, bazen makam ve riyaset ve bazen de para ve dünya olarak insan karşısında belirir ve iblis bu yolla insana musallat olur. Bu nedenle hadisler Nefs-i Emmare’yle savaş ve mücadeleyi “Cihad-ı Ekber “En büyük cihad“ olarak saymıştır.
6-Öfke/Gazap
Şeytanın insana musallat olma araçlarından biri de insanın öfke ve gazap anıdır. Öfkelenen insan kendisini (iradesini) kaybeder, dolayısıyla ne sağlıklı düşüne bilir ne de geleceği görebilir. Öfke aklın önüne geçerek onu devre dışı bırakır ve işlevini durdurur. İmam Ali (Aleyhisselam) Haris Hamedani’ye yazdığı mektupta şöyle buyuruyor:“Öfkeden kork! Çünkü o, iblisin ordusunun büyük bir bölüğüdür.”
Yine İmam Ali (Aleyhisselam) Abdullah b. Abbas’ı Basra valiliğine atadığında ona şöyle bir mektup yazdı:“İnsanlara karşı, meclisine geldiklerinde ve hüküm verdiğinde açık (güler) yüzlü ol! Öfkeden sakın. Çünkü o, şeytanın sebep olduğu düşük akıllılıktır. Seni Allah’a yaklaştıran şeyin, ateşten uzaklaştırdığını, Allah'tan uzaklaştıranın da ateşe yaklaştırdığını bil!
Mektupların muhatabına baktığımızda her ikisinin de valilere hitaben yazıldığını görmekteyiz. İmam Ali (Aleyhisselam) valilerin sağlam düşünüp ve işin sonunu görürcesine karar verebilmeleri için öfke ve gazaptan kaçınmalarını öğütlemektedir.
İmam Ali (Aleyisselam) hikmetli buyruğunda öfkeyi deliliğin bir şubesi saymış ve şöyle buyurmuştur:“Öfke, delilik hallerinden biridir; çünkü öfkeli (sonra) pişman olur, pişman olmazsa, o halde deliliği sabittir.”
İmam Ali (Aleyhisselam) bir başka buyruğunda öfke ve gazap zararına dikkat çekmiş ve buyurmuştur ki:“Öfkeni yen, kendine sahip ol, kimseye el kaldırma, kötü söz söyleme. Bu hallerde sakinleşip iradeni kullanabilmen için acele etmekten kaçın ve öfkeni dindir!
7-Haset, Kin Ve Taassup
İnsanda bu sıfatların var olması şeytanın iştahını kabartmaktadır. İblis kin, cahiliye taassubu ve haset yoluyla insanı ateşler, insanı tuğyan ve isyana götürür. Büyüklerin kin ve taassuptan uzak durmaya nasihat etmelerinin hikmeti de işte budur; insan şeytanın tuzağına düşmesin.
İmam Ali (Aleyhisselam) şeytanı kin, taassup ve hasedin başı olarak tanıtmaktadır. Nitekim Kurân’ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:“Şeytan aranıza düşmanlık ve kin sokmak istiyor.”
İmam Ali’de (Aleyhisselam) Nehcü’l-Belaga’da kin, haset ve taassubu şeytanın insanları kötülük, fesat, ilahi rahmetten uzaklaşmak, af ve bağıştan kaçınmak gibi günahlara sürükleyen vesileleri olarak tanımlamıştır. İmam Ali (aleyhisselam) Kasidiye Hutbesi’nde şöyle buyuruyor:“Gönlünüzde gizlediğiniz şu asabiyet ateşini, cahiliye kinini söndürün. Çünkü Müslüman’daki bu yersiz kıskançlık, şeytanın tehlike, tekebbür, bozgunculuk ve üflemesindendir. Tevazuu başlarınıza, büyüklenme duygusunu ayaklarınız altına alın, boyunlarınızdaki kibri atın. Tevazuu kendiniz ile düşmanınız olan İblis ve askerleri arasında bir sığınak edinin. Çünkü onun her ümmetten orduları, yardımcıları, yayaları ve atlıları vardır. Allah kendisine hiçbir üstünlük vermediği halde, şeytanın burnuna üflediği kibirle, kalbindeki öfkeyle tutuşan büyüklük ateşine düşüp nefsindeki haset düşmanlığı yüzünden, kardeşine (Habil’e) kibirlenen kişi (Kabil) gibi olma! Allah kibri yüzünden onu cezalandırdı, pişmanlığa düşürdü, kıyamete kadar adam öldürenlerin günahından onu da sorumlu tuttu.”
8-Şeytanın Adımları
Alkol, eroin vb. madde bağımlılarının tedavisinde olumlu bir netice elde etmek için yavaş ve zamana yayılan uzun ancak etkili bir tedavi metodu seçilmektedir. Bir binanın çatısına çıkmak istendiğinde merdivenlerin basamakları yavaş ve sırasıyla kullanılır. Şeytan esareti de yavaş yavaş ve zaman sürecinde gerçekleşmektedir. İblis vesveseleriyle yavaş yavaş insanı kendisine kul, köle ediyor. İblis insanı ilk başta küçük günahlara itip, günahı insan için normal bir iş gibi gösterdikten sonra onu büyük günahlara düşürmektedir. İmam Ali (aleyhisselam) şöyle buyuruyor:“Şeytanın basamaklarından ve düş¬manlık yerlerinden sakının. Karnınıza haram lokma sokmayın. Çünkü isyanı size haram edip, itaat yollarını kolaylaştıran, mutlaka sizi görür.”
Haram lokma, insanı saadetten uzaklaştırıp şeytanın tuzağına düşürmek için bir ideal zemindir. Nitekim tarih sayfaları haram kazançla bedbahtlığa düşen insanların ibretli kıssalarıyla doludur.
İma Hüseyin (a.s) Kerbela’ya gelen Yezid ordusuna o kadar nasihatten sonra şöyle buyurdu:“Sizin karınlarınız haram lokmalarla dolmuştur.”
Kuran’ı Kerim şeytanın adım adım insanı dalalete sürüklediğini “Hutuvatu Şeytan” (şeytanın adımları) olarak zikretmiştir:“Ey iman edenler! Sakın şeytanın adımlarını takip etmeyiniz!
Şeytanın peşi sıra bir adım atan kısa bir zamanda kendini şeytanın bataklığında bulacaktır.
9-Kendini Unutmak
İnsanın kendisini unutması, Allah’ı unutma ve gaflete düşmek ile eş değerdir. İnsanlık ve yaratılış hedefinden gafil olan ve asıl vazifesini unutanlar Allah’tan gafil olmuşlardır. Kuran’ın tabiriyle de Allah’ı unutan kimseye Allah’ta kendisini unutturur:“Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın!
Biraz kendine bak, kimsin, nereden geldin, şimdi neredesin ve nereye gitmektesin? Bu soruların üzerinde uzun uzun düşün! Şeytan insanı kendisinden gafil etmektedir ve bunun içinde yoğun bir çaba sarf etmektedir. Bu gafletin sonu da helak ile sonuçlanmaktadır. İmam Ali (Aleyhisselam) nasihatlerinin birisinde şöyle buyuruyor:“Allah'ın kulları! Zaman geçenlerle akıp gittiği gibi kalanlarla da akıp gidiyor. Giden zaman geri dönmez. Onun içindekiler de ebedi ve sonsuz kalmaz, işinin sonu başlangıcındaki gibidir. İşleri birbirine benzer, nişaneleri açıktır. Sanki sizi develerini süren kimse gibi sürüp kıyamete götürmektedir. Bu yüzden, kim kendisini başkalarıyla oyalarsa karanlıklarda şaşkın şaşkın dolaşır, belalar içerisinde kaybolur gider. Şeytanları, onu azgınlıkları içerisinde azdırmaya devam ederler, kötü eylemlerini kendisine süslerler.”
10-Tefrika Ve Bencillik
Şeytanın asıl amacı tefrika ve nifak üzerine inşa edilmiştir. Şeytan insanlar arasına nifak tohumları ekip, onları ihtilafa düşürerek yaşamlarına hüküm sürmektir. Tefrika, insanları küçük lokmalar haline getirdikten sonra rahatlıkla yutulmalarını sağlıyor ve teklik oldu mu devreye bencillik duygularını girer. Bencillik duygusuna kapılan kısa bir zaman sonra kendi âleminde kendisine “ben” diyerek benlik putu yapar.
İmam Ali (Aleyhisselam) toplumdan beraber olmak ve bencillikten kaçınmak konusunda şöyle buyuruyor:“Çoğunlukla (hakla) beraber olun! Çünkü Allah’ın eli (teveccühü) cemaatin üzerindedir. Ayrılıktan sakının! İnsanlardan ayrılan, sürüden ayrılan koyunun kurda yem olması gibi şeytana yem olur.”
11-Dünya Sevgisi Ve Tamahkârlık
Birçok insanın zaaf noktası dünya sevgisi ve dünya süslerine düşkün olmaktır. Bazen zenginlik hissi ve sevdası insanı helal ve haramdan gafil etmektedir. Şeytan mal ve parayı insanın gözünde o kadar güzel süslüyor ki artık insan para ve mal peşine koşmaktan kendisini alamıyor. Şeytana esir olmayıp, dünya ve lezzetlerinden kendilerini koruyanları Allah Kuran’da şöyle övmüştür:“Onlar, ne ticaret ne de alış verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır.”
Mukaddes İslam dini alış veriş ve ticarete önem verdiği gibi insanları ticarette şeytanın tuzağına düşmekten uyarmış, böylece de Allah ve dinden gafil olmaktan onu sakındırmıştır. Yüce İslam dininde, aslında kınanan şey dünya malı değildir. Bilakis dünya ve ahiretten gafil olan ve kendisini sürekli dünya malı ve ticaretiyle meşgul eden insanlar kınanmıştır. Hadislerde dünya malı kınanıyorsa bunun anlamı aslında kendisini dünya malından koparamayan ve adeta onunla özleşen insanlardır ve Allah insanı bu sıfatından dolayı kınarken onları sevdikleri dünya mallarını da kınıyor ve şöyle hitap ediyor: ne sizde bir hayır vardır ne de sevdiğiniz dünya mallarında! Ancak insanı Allah ve dinden gafil etmeyen aksine saadet yolunda amaç değil de araç olarak kullanılan dünya malı övülmüştür.
İmam Ali (aleyhisselam) Haris Hamedani’ye yazdığı mektupta ona şöyle nasihat ediyor:“Çarşılarda oturmaktan sakın, oralar şeytanın hazır olduğu, fitnelerin ortaya çıktığı yerlerdir.”
Pazar ve çarşılar, karaborsacılık, yalan yere yemin, müşteriyi aldatma, malı kalitesinden fazla övmek vb. birçok günahın vuku bulduğu yerdir. Allah’tan gafil olan birinin rahatlıkla bu günahlara bulaşması kaçınılmazdır. Dolayısıyla İmam Ali (aleyhisselam) devamlı pazarlara giderek esnaflara şöyle öğütler veriyordu:“Ey esnaflar! Takvalı ve insaflı olun. Müşteriyi aldatmayın, muameleleri zor tutmayın, yemin etmeyin ki şeytanın tuzağına düşmeyesiniz!”

Google+ WhatsApp